Atletik Estetik
Sanat ve Spor Üzerine
Uzun zaman sonra bir maratona hazırlanıyorum. İlk Maratonumu koştuğum kişi -Ali-ile beraber 12 sene sonra buluşup, Hollanda dolaylarında dostlar buluşması temalı bir yarış daha patlatacağız. Ancak bu başlı başına başka bir yazının konusu:)
Bir taraftan da Cortina kış olimpiyatlarını takip ediyorum. Kendi disiplinlerinde dünyanın en iyilerinin performanslarını izledikçe izleyesim geliyor.
Hem antrenmanlarımda kendimi, hem de olimpiyattaki sporcuları izlerken atletik performans üzerine bol bol düşünüyorum.
Aslında yıllardır takip ettiğim bazı potansiyel sporcular var. Onların bir gün çok başarılı olacaklarını, isimlerinin kendilerini geçeceğini bilerek yıllardır takip ediyorum. Birisini yıllarca takip edince hikayelerine ortak oluyorsunuz. Hikaye’ye ortak olunca, onunla beraber üzülüp, sevinme şansınız oluyor. Bu şahitlik benim en keyif aldığım şeylerden biri… Sanırım o yüzden antrenörlük, koçluk olaylarını kendi kariyer planım olacak kadar çok seviyorum…
Daha da güzeli bu kişilere odaklanarak uzun süre yol alıyorsanız bu seviyede bir profesyonelin, bir şampiyonun “mental modelinin, motivasyonunun, yaşadığı olaylara bakış açısının, karakterinin” nasıl şekillendiğine şahit olabiliyorsunuz. Onu bu noktaya getiren olaylardan, koçlardan, antrenörlerden, düşüncelerden, psikolojiden ve yaşam şartlarından haberdar olabiliyorsunuz.
Bu sene diğer senelerden farklı olarak, müsabakalarda takip ettiğim bazı sporcular, bir süredir günlüklerinden notlar paylaşıyorlar. Dolayısıyla eskiden sadece basın açıklamaları, performans sonuçları, sıralamaları ve madalyaları ile bildiğimiz kişilikler bu paylaşımlarla daha da insansı bir ete kemiğe bürünüyorlar. Kazansalar da kaybetseler de kafalarının içindeki yolculuk; fotoğrafını çektikleri o el yazısı günlüklerinin sayfalarından seyredilebiliyor.
Onların bu serüveni, benim için sadece spor ya da atletik bir performans değil, çok daha bütünsel bir yaşam anlayışına denk geliyor. Bir tarafıyla bir şeyi en üst seviyede yapan insanların aynı zamanda ne kadar estetik ve bütünsel bakış açısına sahip olduklarını gördükçe büyüleniyorum.
“İçeride derin, dışarıda bütün.”
Özeti bu sanırım. Son dönemlerde kendi kendime en çok söylediğim söz. İçeride derin. Dışarıda bütün…
Olimpiyatlarda madalya alan birkaç sporcunun performanslarını izledikçe, o bütünü sergiledikleri “estetik” hareketlerine hayran oluyorum.
Tekrar tekrar izlediğim her performans, sadece atletik değil, aynı zamanda estetik bir güzellik barındırıyor…
Atletik performansın üst düzeyi epey estetik diye düşünüyorum…
Gidip sözlüğe bakıyorum:
Atlet için Yunanca da “ödül için yarışan” açıklaması geçiyor. Yani Atletik demek “ödül için çabalayan” demek.
Estetik’in ise yine Yunanca’da “estet” yani duyum, algı, hissediş kökleri var. Estetik bir şey, kelimenin ham ve tam anlamıyla esasen duyulara ve hislerimize sesleniyor...
İlginçtir, hangi branş olursa olsun; üstün bir atletik performans, zamanla estetik hale geliyor… Artık sadece ödül için değil, duyulara, algılara hitap eden bir hal, belki de bir sanat haline geliyor…
Spor böyle bir durumda, oyun olmaktan çıkıp, aynı zamanda yaratıcı bir deneyime ve kişisel bir dile dönüşüyor…
Benim şahit olduğum seviyede, dünya standartlarında bir atletik performans aslında anlatılamıyor, hissediliyor. Disiplinin ötesinde yaptığın şeye duyulan bir güven, yaptığın şey ile bütünleşme, onun bir elçisi, bir aracı olarak bu dünyaya gönderildiğine inanarak sergilenen bir performans.
Norveçlerin 6 altın madalya ile bütün mesafelerde efsaneleşen atleti Kleabo, olimpiyatlardan hemen bir kaç gün önce, yaklaşık 150 sene önce ülkesine alp disiplinini getiren atalarının kasabasına seyahat edip, onların huzuruna çıkıyor. Bir nevi onlardan el alıyor. Kendisini onların devamı, elçisi gibi görüyor…
Eileen Gu, günlüklerinde olimpiyatlardan önce “liminal” yani “eşikte” yazdığı yazıda sporun mirasına katkıda bulunabilme ve başka insanlara ulaşabilme ayrıcalığından bahsediyor. Tüm bu büyüklüğün içerisinde kaybolabilme özgürlüğünden…
Artık kendi bireysel performanslarından çıkıp, Kendinden büyük bir şeyin parçası haline gelen hedeflerinden…
O kadar kuvvetli düşünceler ki okurken beni çok etkiliyor:
“Benim hissettiğim sevinç, tek bir antrenman seansının verdiği türden sevinç değil. Bu, tam olarak yapmak istediğim şeyi yaptığımı bilmenin ezici ve herşeyi kaplayan inancı: Bütün gücümle, tanımlı ve anlamlı bir hedefe doğru hareket halinde olmak.”
Çok estetik değil mi?
Kelimelere Yine ilginçtir, estetik, tam anlamıyla duyulara hitap eden bir sanat eserini düşünelim. Bir mimari eser, bir resim, bir film ya da bir şarkı…Sahneye çıkıyor, değer kazanıyor, ödüller alıyor. Kelimenin tam anlamıyla estetik güzellik belli bir seviyeden sonra atletik yani ödüle giden bir hal alıyor.
Bir de bu kavramlara biraz entropi ve kaos çerçevesinden yaklaşıyorum.
Spor, fiziksel bakımdan disiplinin, düzenin bir dışavurumu. Bütün bir hazırlık süreci, bütün bu spor dalları, kaosa karşı yapılan bir hareket gibi oyun alanının içerisinde bedenlerimizi bir düzen içinde tutuyorlar. Bir nevi aslında ev toplamak dahil her disiplin aktivitesinde, entropiye karşı bir iş yapılıyor.
Sanatta da aynı şey geçerli. ancak orada fiziksel değil psişik kaosa karşı iş yapılıyor. Kişinin iç dünyasının karmaşıklığı, dolanıklığı, duygularının birbirine geçmiş o hali zamanla artıp artık kendine bir açıklayamadığı bir hal alıyor ki belki de sanatçı sırf bunu kendine ifade etmek için bir tabloyu, bir şarkıyı, bir sayfayı araç olarak kullanıyor. Psişik, psikolojik düzensizliği ile böyle baş ediyor. Bir şiir ile, bir beste ile, bir resim ile, bir enstrüman ile bütün o kaosu, o düğümü kendi kendine bir ritm tutturarak çöze çöze ilerliyor…
Sanatın üst düzeyinde de işte o seviyeye gelmek için, o kadar estetik görünmek için çok çaba gerektiren binlerce saatlik disiplin var belki de. İyi sanatçılar, yetenekli oldukları kadar Atlelik bir disiplinin içinde enstrümanlarının, eserlerinin kölesi gibi çalışıyorlar.
Hatta zamanla o atletik performans o kadar içselleşiyor ki, arka planda o kadar efor harcanıyor ki; kulağa çok tezat gelse de, çok üst seviyedeki estetik güzellik bize çok eforsuz ve çok sade geliyor.
Sadelik aslında büyük bir disiplin ile o kaosun, karmaşıklığın ulaşabileceği son nokta oluyor. En zoru da…
Atletik estetik yanyana durmuş. Birisi ödül ile, birisi duygu ile karışıklığı belli bir düzene sokarak bizleri düğüm düğüm çözüyor…
Belki de o yüzden jimnastik, buz pateni gibi barışlarda “artistik” puanlar veriliyor.
Bir Alp disiplini sporcusu, Klaebo, son yokuşta şiir gibi sprint atabiliyor.
Ben, bir öğlen arası 45 dakikada çiçek gibi oldu diyorum...
Belki de o yüzden dünyanın en büyük spor deneyiminin devre arasına dünyanın en çok ses getiren konseri geliyor.
Hem atletik hem de estetik performans;
sanat ve spor birleştiğinde,
kişinin hem mental hem fiziksel kurtarıcısı oluyor.
Esenlikle,
Uee



