Şahit
Beraber yaptığımız şeylerin bana nasıl hissettirdiğini
size cam bir fanusa koyup vermek isterdim.
Denedim de…
İçine ışık da koydum. Bir fener gibi, minare gibi
yolda kaybolduğumuzda yönümüzü bulalım…
Kelimelerimizi koydum.
Lakin heceler pek aciz, sözcük desen epey mecaz…
İnsan aynada gördüğünü bile kabul edemiyor çoğu zaman.
Sahiplenemiyor.
Yüzüne bakıp da pek içine bakamıyor.
Ama birileri geliyor…
Her hâlinle sahip çıkabiliyor sana.
Saçmalamana, tökezlemene, gözyaşına, neşene…
Eksiklerine, taşkınlıklarına, suskunluğuna.
İşte o yüzden şahitlik benim için çok yüksek bir mertebe.
Şehitlik derler ya…Şehit demek eyleminle şahit olmak demek aslında.
Bir kelimenin etrafında durmak.
Bir duygunun çevresinde saatlerce dolaşmak.
Bir düşünceyi terk ederken birinin yanında kalmak.
O yüzden sanırım hala zor geliyor bazı şeyler…
Bu, birini bilmek ya da tanımak değil. Ne olursa olsun varlığına hazır bulunmak.
Biz seneler önce bir sofra kurduk.
O sofraya hepimiz şahidiz.
O sofrada hiçbir gülüş zayi, hiçbir gözyaşı ziyan olmadı.
Geçirdiğim kışa,
Tuttuğum yasa,
Aldığım yaşa,
İçimdeki yaza,
Şahitler.
Kıymet işte…
Varlığınız kıymet.
Yokluğunuz kıyamet.
Hitler.
Sarafin.
Tutku.
Gümüşhane.



