Şükürbaz Deve
“Şükür, gratitude ve İyiki”ler üzerine
Çok şükür!
Ben kendi yaşımda, benim kadar “çok şükür” diyen bir insan görmedim şimdiye kadar. Çok muhafazakâr olduğumdan da değil. Ya da “çok şükür”, benim için “nasılsın?”ların bir cevabı değil.
Yine de yaşlı bir amca gibi batan güneşe bakıp şükrederken buluyorum kendimi.
“Şükür” kavramı belki de çok dindar geldiğinden, bizim jenerasyona ve daha sonrasına “iyi ki”ler pelesenk oldu.
Lakin bu kadar şükürbaz olunca, bunu da sorgulayacak, düşünecek vaktim oluyor.
Şükür nedir? Teşekkür nedir?
“Gratitude” dediğimiz şey tam olarak bunu karşılıyor mu?
Peki “iyi ki varsın”lar şükürde ve “gratitude”da ne kadar ve nerede var?
Her zamanki gibi önce kelimeler ne diyor, ona bakıyorum. Şükür, Arapça “Ş-K-R” kökünden gelir; nimeti görüp karşılık vermek, etkisini görünür kılmak, az nimetin bile bereketini göstermek anlamlarına gelir.
Bu bakımdan teşekkür gerçekten çok manidar.
Hatta yine Arapçada, göçebe çöl kültüründen olacak, “az yemle bile çok semiren deve” için “Nâqatun şakûr” kalıbı kullanılıyor.
Sami dillerinde de benzer şekilde, şükrolunan şey görünür oldukça artar, semirir, büyür, bereketlenir.
İlginçtir, çağımızın Mozart’ı olarak adlandırılan Jacob Collier’in derslerinde,
“İnsan, umursadığı şeye kök salar.” diye bir cümle geçiyor.
Şükür, en basit anlamda bir şeyi umursadığını, tanıdığını, onun varlığına şahit olduğunu gösteriyor. Ve düşüncemiz hemen onun etrafına kök salıyor. Kök salan bir ağacın uygun ortamda büyümesi, değerlenmesi, az yemle bile semirmesi sadece Doğu’ya özgü değil.
İlginçtir, şükürün tam zıttı ise küfür. Küfür aslında örtmek, gömmek, gizlemek demek.
Birine yapabileceğimiz en büyük küfür de onu, onun senin için yaptıklarını, onun varlığını görmemek olur o zaman.
Birinin varlığının ve yaptıklarının şahidi olmak ve bunu dile getirmek, teşekkür etmek, birine verilebilecek en büyük ödül olabilir. O yüzden belki de “like” almak, “care” görmek bu kadar önemli… Çünkü gördüm, beğendim, oradasın…
Bu bakımdan en ağır hakaret ise “hate” ya da “dislike” değil. Gerçek anlamındaki küfürdür. Yani örtmek, gizlemek, toprağın altına gömmektir.
Buradan geldiğim sonuç şu: Umursamamak dünyadaki en ağır cezadır.
Kelimenin Batı dillerindeki kökenine baktığımda ise biraz farklı bir anlayışa rastlıyorum. Gratitude’da bir minnet duygusuyla beraber bir hoşnutluk hâli var. Daha köklere, Proto-Hint-Avrupa dillerine gittiğimizde ise gratus’un aynı zamanda bir “sosyal onay” içerdiğini görürüz.
Yani dillerin altında biraz farklı bir dünya görüşü yatıyor aslında:
Bu tanımlamalardan yola çıkarsak, şükür evrenle bir alışveriş hâlidir. Aldığın nimetin sende çoğalması beklenir. Eylemsel bir şeydir. Bir tür varoluşsal sorumluluk içerir.
Gratitude ise varoluşun sana hoş bir şey sunduğunu kabul etmektir. Daha çok içsel ve duygusal bir bilinç hâlidir.
Yani Sami gelenekte (şükür) dünya bir emanet ve karşılıklılık alanıdır. Latin geleneğinde ise (gratitude) dünya bir lütuf ve kabul alanıdır.
Peki buradan yola çıkarsak, bizim “iyi ki varsın”lar tam olarak nereye düşüyor?
“İyi ki” kısmında nimetin değerini bilme, onu açığa çıkarma anlamı var. Yani “iyi ki” kısmı şükre denk düşüyor.
“Varsın” kısmında ise varlığı onaylama var; yani gratitude tarafı ağır basıyor.
“İyi ki varsın” aslında hem Doğu hem de Batı geleneğinin şapkalarını giymişe benziyor.
Bu anlamda bu konuyu düşünürken ve araştırırken “iyi ki varsın”ın kıymeti gözümde arttı.
Daha önce yazdığım “Şahit” yazımda da bahsettiğim gibi, bir insanın sadece orada “var olmasının” zaten başlı başına birine verilebilecek en büyük hediye olduğundan söz etmiştim. Hatta buna asıl “şehitlik makamı” demiştim. “Kıymet”in içindeki ayakta bekleyen “kıyam”ı görenler ne dediğimi anlayacaktır.
Kelimelerden çok bahsettim… Biraz da “iyi ki varsın”lardan bahsetmek istiyorum.
Şükürlerin, “gratitude”ların, teşekkürlerin, “iyi ki varsın”ların halleri vardır.
Bazen bu bir mektup olur, bazen bir kartpostal olur, bazen bir müzik parçası olur, bazen paylaşılan bir mesaj olur; bazen ise bir hediye (gratis ile aynı kökten), bazen bir sarılma olur.
Hatta bazen bir omuz, bazen de gerçekleri yüzüne söyleyen samimi ve içten bir tokat gibi bir cümle olur. Çünkü küfür gibi örtmez; açığa çıkarır.
“İyi ki varsın”lar kalple, dille, fiille ifade edilebilir. Hatta “high context society” olarak tanımladığımız Türkiye gibi topraklarda çoğu zaman şükrün yüzleri başkadır. Bu topraklarda şükür bir bakışla; Batı’da bir sözcükle ifade edilebilir.
Dolayısıyla pozitif bilim ile ünlenen ve “low context society” olan Batı’nın en çok kaçırdığı şey bu olabilir.
Önemli olan hangi dilde olduğu değil sanırım.
Çünkü varlık en çok görülmek ister… Görülmek, sevilmenin ilk halidir.
Anladığımız bir dilde olsun yeter.
İyi ki varsınız!
Uee



İyi ki 🙏